BBC Food yazarı ve diyetisyen Tai Ibitoye, beslenme alanında özellikle sosyal medyada hızla yayılan yanlış inanışları ele aldı; karbonhidratlardan meyve şekerine, detoks diyetlerinden takviyelere kadar sık tekrarlanan altı efsanenin bilimsel karşılığını anlattı

BBC Food’da yayımlanan yazısında Tai Ibitoye, sağlık influencer’larının yükselişiyle birlikte beslenmeye dair yanlış bilgilerin daha görünür hale geldiğini belirterek, en sık karşılaştığı altı diyet efsanesini sıraladı. Ibitoye’ye göre bu yanlış inanışların çoğu, ya eksik bilgiye dayanıyor ya da tek bir besin grubunu hedefe koyarak sağlıklı beslenmeyi gereksiz biçimde karmaşıklaştırıyor.

Karbonhidratlardan tamamen uzak durmak gerekmiyor

Yazıda ilk olarak karbonhidratlara yönelik yaygın önyargı ele alınıyor. Ibitoye, karbonhidratların yağın gram başına sağladığı kalorinin yarısından daha azını içerdiğini, bu nedenle tek başına “kaçınılması gereken” bir besin grubu olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor.

Karbonhidratı tamamen kesen diyetlerin kısa vadede kilo kaybına yol açabileceğini, ancak bunun çoğu zaman yağ değil, su kaybı olduğunu belirtiyor. Ayrıca karbonhidratların temel makro besinlerden biri olduğunu ve günlük enerji alımının yaklaşık yüzde 50’sini oluşturması gerektiğini hatırlatıyor.

Beyaz ekmek ve rafine ürünler yerine tam buğday ekmeği, tam tahıllı makarna, esmer pirinç, meyve, sebze ve kabuklu patates gibi seçeneklerin tercih edilmesini öneriyor. Bunun da daha uzun süre tokluk sağladığını ve lif alımını artırdığını söylüyor.

Meyvedeki şeker aynı değil

Tai Ibitoye’nin değindiği ikinci efsane, meyve şekerinin zararlı olduğu iddiası. Yazıda, meyvelerde bulunan fruktozun hücre yapısının içinde yer aldığı, bu nedenle “serbest şeker” olarak değerlendirilmediği belirtiliyor.

Asıl dikkat edilmesi gerekenin, yiyecek ve içeceklere sonradan eklenen şekerler ile meyve suyu, şurup ve balda bulunan şeker türleri olduğu ifade ediliyor. Meyvelerin vitamin, mineral, fitokimyasal ve lif açısından güçlü kaynaklar olduğuna dikkat çeken Ibitoye, meyve ve sebze tüketiminin yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskinin azalmasıyla ilişkilendirildiğini aktarıyor.

Günde en az beş porsiyon meyve ve sebze tüketilmesini önerirken, meyve suyunun ne kadar içilirse içilsin yalnızca tek porsiyon sayıldığını, lif içermediği için de günde en fazla 150 mililitre ile sınırlandırılması gerektiğini belirtiyor.

Detoks diyetlerinin bilimsel zemini zayıf

BBC Food’daki yazıda üçüncü başlık detoks diyetleri. Ibitoye, birçok detoks programının potansiyel olarak tehlikeli olabileceğini ve sağlam bilimsel kanıtlara dayanmadığını söylüyor. Bu tür diyetlerin vaatlerinin çoğu zaman abartılı olduğunu, elde edildiği öne sürülen faydaların da kısa ömürlü kaldığını belirtiyor.

Vücudun zaten doğal bir detoks sistemine sahip olduğunu; bağırsakların, karaciğerin ve böbreklerin bu görevi yerine getirdiğini hatırlatıyor. Ciddi bir sağlık sorunu olmadığı sürece özel detoks ürünlerine, içeceklere ya da takviyelere ihtiyaç bulunmadığını ifade ediyor.

Bazı detoks programlarının meyve-sebze tüketimini artırıp tuz, şeker ve doymuş yağ oranı yüksek gıdaları azaltmayı teşvik ettiğini, bunun olumlu olduğunu; ancak tüm bir besin grubunu kesmenin çoğu kişi için gereksiz ve hatta beslenme eksikliği yaratabilecek bir yaklaşım olduğunu vurguluyor.

Onun önerisi daha dengeli: çeşitli beslenmek, yeterli uyumak, alkolü sınırlamak, sigara içmemek, temiz hava almak ve aktif kalmak.

Vegan ya da vejetaryen etiketli her ürün sağlıklı değil

Tai Ibitoye, dördüncü efsane olarak bitki bazlı ürünlerin otomatik olarak daha sağlıklı olduğu inancını değerlendiriyor. Vejetaryen ya da vegan bir beslenme modelinin doğru planlandığında sağlıklı ve besleyici olabileceğini kabul ediyor; ancak bir ürünün bitki bazlı olmasının onu doğrudan en iyi seçenek haline getirmediğini söylüyor.

Bazı vegan ve vejetaryen ürünlerin ultra işlenmiş olabildiğini, yüksek miktarda doymuş yağ, tuz ve şeker içerebildiğini anlatıyor. Örnek olarak vegan dondurmanın sütlü dondurma kadar şekerli olabileceğini, soya bazlı burger ve sosis gibi et ikamelerinin de yüksek tuz ve yağ içerebildiğini belirtiyor. Bu nedenle tüketicilerin besin etiketlerini okuyup ürünün nasıl hazırlandığına dikkat etmesi gerektiğini vurguluyor.

Süt ürünlerini herkesten çıkarmak gerekmiyor

Yazıda beşinci olarak süt ürünlerine ilişkin yaygın şüpheler ele alınıyor. Ibitoye, süt ürünlerinin protein, kalsiyum, iyot, fosfor, potasyum ve B vitaminleri açısından zengin olduğunu, bio-live yoğurt ve kefir gibi fermente süt ürünlerinin de probiyotik içererek bağırsak sağlığını destekleyebileceğini aktarıyor.

Süt ürünlerinde bulunan laktozun doğal bir şeker olduğunu, ancak önemli besinlerle birlikte yer aldığı için “serbest şeker” sayılmadığını hatırlatıyor. Bu nedenle, teşhis edilmiş bir süt alerjisi ya da intoleransı olmayan kişilerin süt ürünlerini bırakmak zorunda olmadığını ifade ediyor.

Süt ürünlerinden etik ya da yaşam tarzı nedenleriyle uzak duranların ise tükettikleri alternatif ürünlerin iyot, kalsiyum ve B vitaminleriyle zenginleştirilmiş olup olmadığını kontrol etmesi gerektiğini belirtiyor.

Bağışıklık tek bir takviyeyle güçlenmiyor

Altıncı ve son efsane ise bağışıklık sisteminin tek tek besin maddeleri veya takviyelerle güçlendirilebileceği düşüncesi. Ibitoye’ye göre bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışması için birçok temel besin birlikte rol oynuyor; bu nedenle yalnızca C vitamini ya da çinko gibi tek bir öğeye odaklanmak doğru değil. Meyve, sebze, tam tahıllar, süt ürünleri ya da güçlendirilmiş alternatifleri, kuru yemişler, tohumlar, et, balık ve baklagilleri içeren dengeli bir beslenmenin çoğu durumda yeterli olduğunu söylüyor. 

Bununla birlikte bazı grupların takviyeye ihtiyaç duyabileceğini; hamile kalmayı planlayanlar, hamileler, D vitamini eksikliği riski taşıyanlar ve bazı veganların bu gruplar arasında yer aldığını aktarıyor. Yeterli uyku, düzenli egzersiz ve stres yönetiminin de en az beslenme kadar önemli olduğunun altını çiziyor.

Ibitoye yazısını, sosyal medyada görülen her sağlık önerisinin sorgulanması gerektiğini hatırlatarak bitiriyor. Bir bilginin kim tarafından paylaşıldığına ve bilimsel olarak gerçekten desteklenip desteklenmediğine bakılmasının önemine dikkat çekiyor. Yazıda yer alan bilgilerin ise tıbbi teşhis ya da kişisel diyetisyen tavsiyesinin yerine geçmediği özellikle not ediliyor.

KARDEŞ HABER

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir