Haftanın altı günü çalışan, okuma yazmayı Tuzluçayır Kadınları Dayanışma Derneği’nde öğrenen işçi kadınlar, hayatı ertelemeye karşı “Sonra” oyunuyla sahneye çıktı
“Ben sadece biraz kendim olmak istiyorum.
Ben sadece kendime ait bir zaman istiyorum.”
Kendini keşfetmek, var olmak ve yalnızca kendisine ait bir zaman isteyen kadınların hikâyesini anlatan “Sonra” adlı oyun, geçtiğimiz günlerde Tuzluçayır’da sahnelendi.
Oyun öncesinde hem salonu dolduranların hem de sahneye çıkacak kadınların heyecanı ve mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Seyirciler komşularını, dostlarını izlemek için işlerinden ve evlerinden çıkıp gelmişti. Sahnedeki kadınlar ise ev işlerinden ve çalıştıkları işlerden arta kalan zamanlarda oyuna hazırlanmıştı. Oyuncular arasında haftanın altı günü çalışan, yaşlı bakımı yapan, haftanın beş günü temizliğe giden; okuma yazmayı Tuzluçayır Kadınları Dayanışma Derneği’nde öğrenerek senaryoya çalışan kadınlar yer alıyor.
Ütüsüz gömlekler, akşam yemeği, çocuğun ödevi…
Oyun başladığında sahnede isimsiz bir kadın, eşi ve kayınvalidesi var. Bir de kadını baskılarıyla çembere alan “diğerleri.” “Biz komşuyuz, biz akrabayız, biz düzeniz” diyor çemberin parçaları.
Ardından işten eve gelip ev işlerinin içinde kaybolan bir kadını izliyoruz. “Birazdan işim bitecek” derken önüne mutlaka yeni bir iş konuluyor. Kadın “Sonra dinlenirim, sonra dışarı çıkarım” dedikçe günler aynı döngüde akıp gidiyor: “Ütüsüz gömlekler, akşam yemeği, çocuğun ödevi…”
“Kader” gibi yazılmış bu senaryo, salonu dolduran pek çok kadının hayatından bir kesit sunuyor. Ancak sahnedeki kadınlar seyirciyi de yanlarına alarak bu “kaderi” birlikte tartışmaya açıyor.
Seyirci ve oyuncu birlikte çözüm arıyor
Forum tiyatro yöntemiyle sahnelenen oyunda seyirci ve oyuncu ayrımı ortadan kalkıyor. İzleyenler sahneye müdahale ediyor, oyun yeniden kuruluyor ve bir problemin çözümü birlikte aranıyor.
Salondan tanıdık öneriler yükseliyor:
“Daha sert tavır göster.”
“Annesi yanında olursa daha güçlü hisseder.”
“Kadın önce kendini eğiterek başlamalı özgürleşmeye.”
Ancak ev işlerinden tükenen kadının her “belki sonra” deyişinde salondan güçlü bir itiraz yükseliyor: “Sonra yok, şimdi!”
“Tanıdık değil, hayatımız bu”
Tuzluçayırlı kadınlar, “sonra”lara erteledikleri özlemlerini ve isteklerini sahnede görünür kılıyor. Yönetmenin “Tanıdık geldi mi?” sorusuna seyircilerden gelen yanıt net: “Tanıdık değil, hayatımız bu.”
Kadınların yan yana geldiği her alanda olduğu gibi sahnede de umut ve cesaret hissediliyor. “Sonra” yalnızca bir senaryoyu canlandırmıyor; oyuncular hem rolleriyle hem kendi yaşam deneyimleriyle sahnede var oluyor. Böylece sahne, mücadelenin bir aracına dönüşüyor.
Seyircinin gördüğü yalnızca kendi hayatından bir kesit değil; benzer koşullarda yaşayan ama mücadele eden kadınların cesaretle sahnede yer alışı.
Tuzluçayırlı kadınlar, oyun aracılığıyla sığınmaevi, insanca yaşanacak ücret ve okullarda bir öğün ücretsiz yemek taleplerini bir kez daha dile getiriyor; tüm kadınları “Sonra değil, şimdi” demeye ve 8 Mart’ta yan yana gelmeye çağırıyor.
KARDEŞ HABER
