Küresel turizm 1,8 milyar ziyaretçi hedefine doğru hızla ilerlerken, dünyanın en popüler destinasyonlarında kalabalık baskısı giderek artıyor. Artan yoğunluk, birçok ülkede geçmişte “aşırı” olarak değerlendirilebilecek önlemlerin gündeme gelmesine neden oluyor.
Japonya, 2025’te yaklaşık 43 milyon ziyaretçiyle tarihinin en yüksek turist sayısına ulaşırken; Avrupa, dünya genelindeki 1,5 milyar uluslararası varışın yarısından fazlasını ağırladı. Küresel seyahat hacminin 2030’a kadar 1,8 milyara çıkması beklenirken, hükümetler bu artışı yönetebilmek için yeni stratejiler geliştiriyor.
Bu kapsamda bazı ülkeler yapay zekâ destekli kalabalık kontrol sistemlerini devreye alıyor, fiziksel bariyerler kuruyor, yabancı ziyaretçilere daha yüksek giriş ücretleri uyguluyor ve simgesel etkinlikleri iptal edebiliyor.
Birçok ülke turistleri tamamen caydırmak yerine ziyaretçi akışını yıl geneline yaymayı, daha kurallı ve sorumlu turizm anlayışını teşvik etmeyi ve yoğunluğu farklı bölgelere dağıtmayı hedefliyor. Turizm otoriteleri ve sektör temsilcileri ise artan baskıya karşı daha kararlı ve sert yöntemleri gündeme almayı sürdürüyor.
BBC, ülkelerin aşırı turizme karşı hayata geçirdiği önlemleri derledi.
Japonya’dan Turist Akınına Yeni Kısıtlamalar

Japonya’da aşırı turizme karşı önlemler genişletiliyor. Fuji Dağı’nın eteklerinde kiraz çiçekleri bu yıl da açarken, turist yoğunluğu sürüyor. Ancak Fujiyoshida kentinde geleneksel sakura festivali iptal edildi. Normalde yaklaşık 200 bin ziyaretçiyi ağırlayan etkinlik; artan çöp sorunu, izinsiz girişler ve turistlerin özel mülklere girmesi yönündeki şikâyetler üzerine kaldırıldı. Festivalin iptali, ülkenin aşırı turizmi kontrol altına almak için attığı adımların son halkası olarak değerlendiriliyor.
Uzun süredir yoğunlukla mücadele eden Kyoto’da da benzer önlemler devreye alındı. Kent yönetimi, tarihi Gionbölgesindeki bazı sokaklara erişimi kısıtladı ve geyşaların fotoğraflanmasını yasakladı. Ayrıca teknoloji destekli uygulamalarla dijital kalabalık yönetim araçları hayata geçirildi.
Yeni “Yoğunluk Tahmin” sistemi, turistik noktaları ziyaret etmek için en uygun gün ve saatleri öngörüyor. “Smart Navi” uygulaması anlık kalabalık bilgisi sunarken, “Hidden Gems” (Gizli Hazineler) girişimi ziyaretçileri ünlü tapınakların dışındaki daha sakin altı bölgeye yönlendirmeyi amaçlıyor. “Hands Free Kyoto” uygulaması ise valiz taşıma ve depolama hizmeti sağlayarak toplu taşımadaki yoğunluğu azaltmayı hedefliyor.
Kyoto Sürdürülebilir Turizm Tanıtım Bölümü yöneticisi Kousaku Ono, aşırı turizme karşı sihirli bir çözüm bulunmadığını belirterek, hem kent sakinlerinin günlük yaşamını korumak hem de ziyaretçilere konforlu bir deneyim sunmak için önlemlerin sürdürüleceğini ifade etti.
Tur operatörleri de rotalarını çeşitlendiriyor. B-Corp sertifikalı Inside Travel Group, Japonya programını daha az ziyaret edilen Toyama, Nagoya, Nagasaki, Aomori ve Yamaguchi gibi beş bölgeye kaydırdı. Şirketin genel müdürü Tim Oakes, aşırı turizmin seyahatin geleceği açısından en büyük tehditlerden biri olduğunu belirterek, sektörün bu sorunla doğrudan yüzleşmesi gerektiğini vurguladı. Oakes, söz konusu bölgelerin ziyaretçi istediğini ancak aşırı kalabalık talep etmediğini dile getirdi.
ABD’de Turistlere Ek Giriş Ücreti Dönemi

Amerika Birleşik Devletleri, aşırı turizmle mücadelede daha doğrudan mali önlemlere yöneldi. Ülke genelinde 85 milyon dönüme yayılan ve 433 parkı kapsayan National Park Service bünyesindeki Ulusal Parklar Sistemi, yabancı ziyaretçiler için önemli bir cazibe merkezi olmayı sürdürüyor. Ancak rekreasyon amaçlı ziyaretlerin yaklaşık yarısı en popüler 25 parkta yoğunlaşıyor. Bu durum kalabalık, uzun giriş kuyrukları ve artan çöp sorunu gibi sıkıntıları beraberinde getiriyor.
2026 itibarıyla ABD, Yellowstone National Park, Yosemite National Park ve Grand Canyon National Park dahil 11 popüler parkta uluslararası ziyaretçiler için kişi başı 100 dolarlık ek ücret uygulamaya başladı. Tüm federal rekreasyon alanlarını kapsayan yıllık “America the Beautiful” kartı ise ABD vatandaşları için 80 dolar olarak kalırken, yabancılar için 250 dolara yükseltildi.
Söz konusu adım, İçişleri Bakanlığı’na ABD vatandaşı olmayanlardan daha yüksek ücret alınması talimatını içeren bir başkanlık kararnamesinin ardından geldi. Ancak bazı haberlerde, park girişlerinde vatandaşlık kontrolü ve kimlik doğrulaması yapılması nedeniyle kuyrukların daha da uzadığı ifade ediliyor.
Buna karşın sektördeki bazı temsilciler, ücret artışının tek başına aşırı yoğunluğu azaltmak için yeterli olmayacağı görüşünde. Zion National Park, Moab çevresi ve Yosemite gibi destinasyonlarda özel seyahat programları düzenleyen EXP Journeys’in kurucu ortağı Kevin Jackson, simgesel parklar için talebin hâlâ güçlü olduğunu belirterek, ek ücretin toplam seyahat maliyetinde sınırlı bir paya sahip olduğunu ve tek başına caydırıcı etkisinin düşük kalabileceğini ifade ediyor.
Jackson, buna rağmen bazı uluslararası ziyaretçilerin ek ücret uygulanmayan daha az bilinen parkları tercih edebileceğini, örneğin Utah’taki Canyonlands National Park’ın alternatif olarak öne çıkabileceğini dile getiriyor.
SPARK adlı destinasyon pazarlama şirketinin yöneticilerinden Dulani Porter ise sorunun daha yapısal boyutuna dikkat çekiyor. Porter’a göre, Zion ve Yosemite gibi parklardaki yoğunluk; yaz aylarındaki iç turizm hareketliliği, okul takvimleri ile sınırlı yol ve otopark kapasitesi gibi faktörlerden kaynaklanıyor. “Fiyatlandırma tek başına bir ziyaretçi yönetim planı değildir” değerlendirmesinde bulunan Porter, uluslararası ziyaretçilerin yerel ekonomilere orantısız derecede katkı sağladığını, küçük bir caydırıcılığın bile otellerden restoranlara ve tur operatörlerine kadar geniş bir etki yaratabileceğini vurguluyor.
Jamaika’dan Yoğunluğu Azaltmak İçin Teşvik Adımı

Jamaika ise aşırı turizmle mücadelede kısıtlamalar yerine teşvik modelini devreye alıyor. 2025’te Kasırga Melissa’nın yol açtığı hasarın ardından turizm gelirlerini yeniden canlandırmayı hedefleyen Karayip ülkesi, ziyaretçileri sezon dışı dönemlere çekmek amacıyla yeni bir uygulama başlattı.
Mart ayı itibarıyla Jamaica Tourist Board, JetBlue ve WeatherPromise iş birliğiyle, kasırga sezonunu da kapsayacak şekilde kasım ayı sonuna kadar yapılan Jamaika paket rezervasyonlarına “yağmur güvencesi” sunulmaya başlandı.
Belirlenen “aşırı yağış” kriterinin gerçekleşmesi halinde, bu seçeneği tercih eden yolcular otomatik olarak geri ödeme alabiliyor ancak seyahatlerini iptal etmek zorunda kalmıyor. Böylece ziyaretçiler, Bob Marley Museum gibi kapalı mekânları gezme ya da Nassau Vadisi’nde rom tadımı gibi alternatif deneyimlere yönelme imkânı buluyor.
Paisly Başkanı Jamie Perry, uygulamanın ziyaretçilere yılın her döneminde Jamaika’ya seyahat etme konusunda güven verdiğini belirtiyor. Perry, geleneksel olarak daha sakin kabul edilen dönemlerde seyahat etmenin algılanan riskini azalttıklarını, bu sayede hem turist akışını yıl geneline yaymayı hem de yerel topluluklar için daha dengeli bir turizm yapısı oluşturmayı amaçladıklarını ifade etti.
İspanya’da Kalabalık Yönetiminde Algoritma Dönemi

Mallorca, Avrupa’da turizm karşıtı protestoların en görünür olduğu destinasyonlardan biri olarak, artan ziyaretçi yoğunluğunu yapay zekâ desteğiyle yönetmeyi planlıyor. Ada yönetimi, bu yıl içerisinde yeni internet sitesine entegre edilecek yapay zekâ tabanlı bir platformu devreye almayı hedefliyor.
Gerçek zamanlı ziyaretçi verileriyle çalışacak sistem, turistlere popüler noktaları ziyaret etmek için en uygun gün ve saatleri önerecek; aynı zamanda daha az bilinen alternatif rotalara yönlendirme yapacak. Cam üfleme ve geleneksel “llatra” örgücülüğü gibi yerel el sanatları, şarap bağları ve zeytinyağı üreticileri bu alternatif deneyimler arasında yer alıyor. Böylece adanın “deniz, kum, güneş” imajının ötesine geçilerek ziyaretçilerin farklı deneyimlere yönelmesi amaçlanıyor.
Yeni atanan Turizm Bakanı ve Fundació Mallorca Turisme Responsable Başkanı Guillem Ginard, “Mallorca PID (Akıllı Destinasyon Platformu) ile ulaşım, konaklama ve kaynakları tek bir sistemde topluyoruz. Bu sayede ziyaretçi akışını öngörebiliyor, deneyimi iyileştiriyor ve daha sağlıklı kararlar alabiliyoruz” ifadelerini kullandı.
Teknolojik adımların yanı sıra vakıf, “Ca Nostra” (Bizim Evimiz) adı verilen bir kampanya da başlattı. Kampanya, hem ziyaretçileri hem de yerel halkı Mallorca’yı geçici bir ev gibi görmeye; adanın doğasını, kültürünü ve topluluklarını koruma konusunda ortak sorumluluk almaya davet ediyor.
Danimarka’dan Turizmde Davranışsal Teşvik Modeli

Kopenhag, Avrupa’nın en hızlı büyüyen turizm destinasyonlarından biri olarak 2030’a kadar yüzde 24’e varan ziyaretçi artışı bekliyor. Şehir yönetimi ise aşırı turizmin erken sinyallerine karşı kısıtlamalar yerine davranışsal teşvik modelini devreye alıyor.
2024’te başlatılan CopenPay uygulamasıyla ziyaretçiler, bazı deneyimler için para yerine sürdürülebilir davranışlarla “ödeme” yapabiliyor. Örneğin kanallarda kano yaparken çöp toplamak ya da müzelere bisikletle gitmek, çeşitli etkinlik ve avantajlar için karşılık buluyor.
Uygulamaya şimdiye kadar 30 binden fazla kişi katıldı. Bu süreçte bisiklet kiralamalarında yüzde 59 artış kaydedildi. Wonderful Copenhagen’da pazarlama, iletişim ve davranış direktörü Rikke Holm Petersen’e göre katılımcıların neredeyse yarısı farklı ve özgün bir deneyim arayışıyla programa dahil oluyor. Petersen, her 10 katılımcıdan 7’sinin daha fazla bisiklete binmek ya da atıkları doğru ayrıştırmak gibi yeni alışkanlıkları ülkelerine döndükten sonra da sürdürdüğünü ifade ediyor.
Model, dünya genelinde 100’den fazla destinasyonun ilgisini çekmiş durumda. Berlin ve Normandiya gibi bölgeler de benzer uygulamaları hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Petersen, birçok katılımcının her şehirde benzer bir uygulama görmek istediğini dile getirdiğini belirterek, seyahat anlayışında daha geniş bir dönüşüm yaşandığını vurguluyor. Ziyaretçilerin artık bir destinasyonu bulduklarından daha iyi bir durumda bırakma eğiliminde olduğunu ifade ediyor.
KARDEŞ HABER
