Mikrobiyotanın bir parmak izi gibi kişiden kişiye değiştiğini belirten Prof. Dr. Rescigno, bu farklılıkların daha dünyaya gelme anında başladığını söylüyor:
“Eğer doğum sezaryenle gerçekleşirse mikrobiyota cildin mikrobiyotasına benzer çünkü bebeğin ilk temas ettiği organ cilttir. Doğum doğal yollardan gerçekleşmişse bu kez mikrobiyota annenin vajinal kanalının mikrobiyotasıyla benzerlik gösterir. Bu durum ilerleyen yıllarda bazı hastalıklara yatkınlığı etkileyebilir. Sezaryenle doğan çocuklarda alerji daha fazla görülüyor. Otizm spektrum bozuklukları riski daha yüksek olabiliyor.”
Hayatımız boyunca ne yediğimiz de kim olduğumuzu belirliyor. Beslenmedeki çeşitlilik, mikrobiyotadaki çeşitliliği doğrudan artırıyor.
Yaşam Boyu Takip: Bozulan Mikrobiyota Düzelir mi?
Prof. Dr. Rescigno, mikrobiyotaya ne zaman hastalıkla karşılaşacağımızı bilemediğimiz için hayatımız boyunca dikkat etmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Neyse ki sağlıklı olmayan bir mikrobiyotayı diyetle yeniden düzenlemek ve normale döndürmek mümkün. Çok fazla karbonhidrat ve rafine tahıl tüketenlerin; baklagil, sebze ve eksik olan lifleri beslenmelerine eklemeleri gerekiyor.
Beslenmedeki Yeni Üçlü: Prebiyotik, Probiyotik ve Postbiyotik
Diyetin yetersiz kaldığı durumlarda takviyelerin devreye girebileceğini söyleyen Rescigno, bu süreci bir ağaç benzetmesiyle açıklıyor ve yeni kategori olan postbiyotiklere dikkat çekiyor:
| Kategori | Rolü ve Tanımı | Benzetme |
|---|---|---|
| Prebiyotik | İyi bakterilerin büyümesi için önemli olan bileşenler. | Ağacın Tohumu |
| Probiyotik | Gelişen, canlı faydalı bakteriler. | Ağacın Kendisi |
| Postbiyotik | Probiyotikler tarafından üretilen, fermente gıdalarda da hazır bulunan ve sağlık için önemli olan metabolitler/moleküller. | Ağacın Meyvesi |
Önemli Uyarı: İnsanlar bazen ihtiyaç duymadan bu takviyeleri alarak kendileri için iyi olmayan bakterilere dayalı bir mikrobiyota oluşturabiliyorlar. Bunu önlemek için mutlaka uzman yardımı alınmalıdır.
Uzak Durulması Gereken Tehlike: Şeker ve Hayvansal Yağ Kombinasyonu
Bağırsak sağlığını korumak için kaçınılması gerekenlerin başında basit şekerler geliyor. Özellikle şeker ve hayvansal yağların birlikte tüketilmesi, bağırsaktaki iltihaplı mikropların miktarını artırıyor. Bu durum bağırsak geçirgenliğine (sızıntılı bağırsak sendromu) yol açarak zararlı moleküllerin yer değiştirmesine neden oluyor.
Kanser Tedavisinde Özel Diyetin Önemi
Kanser tedavisinde mikrobiyotanın kritik bir rolü bulunuyor. Tedavi gören hastaların, tedavinin etkinliğini destekleyen bir mikrobiyota gelişimini teşvik etmek için daha özel bir diyete sahip olmaları gerekiyor.
Menopoz Döneminde Değişen Dengeler ve “Disbiyozis”
Menopoz sürecinde hormonlarda yaşanan değişimler mikrobiyota kompozisyonunu da başkalaştırıyor. Prof. Dr. Rescigno bu dönemi yönetmek için şu tavsiyelerde bulunuyor:
- Tedavi ve Beslenme: Hormon replasman (yerine koyma) tedavisine devam etmek en iyisidir. Bu süreçte protein tüketimi artırılmalı, karbonhidrat tüketimi ise azaltılmalıdır. Egzersiz de büyük önem taşır.
- Geçirgenlik Riski: Mikrobiyota bileşiminde disbiyozis adı verilen bir değişiklik (bozulma) olduğunda ve iltihaplı bakteriler arttığında, bağırsak geçirgenliği de artar. Menopozda hormonların azalması bu geçirgenliği zaten tetikler. İstenmeyen moleküller dolaşıma girerek diğer organlara ulaşabilir ve kişinin yatkınlığına bağlı olarak rahatsızlık geliştirme riskini artırır.
